S. in periyodik aralıklarla "sen ne seviyorsun zaten ben bir türlü anlamadım!" demelerinin üzerine karar verdim ki bir kullanım klavuzu yazmalıyım...
hediyelerden nefret ederim bugüne kadar alınmış hiçbir hediyeyi kullanamadım...çoğunu başka birilerine hediye etmişimdir...ekseriyetle atmış, kırmış taşınırken kaybetmişimdir... hele ki biblo gibi gıldır gıcık şeyler tiksintimi depreştirir...
giysi hususunda pukhsinitha:
zımbalı, püsküllü, dantelli, parlak renkli, hatta lacivert, siyah gri ve kahverengi olmayan pek çok şeyden tiksinme noktasındayım....
kabak sarısı şeyler çok bir beğenti uyandırsa da kuvvetle muhtemel giyme teşebbüslerim kapıdan çıkmadan önceki o son bi bakış noktasına kadar olduğundan, hiç o renkli bir şey reyona yönelmişliğim bulunmamaktadır!
basic bir tarzım olduğundan abartılı vay efendim vatkalı aman da janjanlı şeyimsilerden uzak durulmalı!
filmler için pukhsinitha;
seri filmlerin hepsi bknz: lord of the rings, star wars, harry potter vs... ilgi ve algı alanımın çok çok çok dışında...xmen ve transformers hariç...volverine ve optimus prime sempatizanlığımdan kelli...bilim kurgu, üst ırk ve robotik denemeler ibretle haz edilmez bu bünyede...delikanlılığın kitabına dair denemeler ciddi iç kıyma ve akabinde oluşacak kaşıntılardan kelli lezyonik haller aldırmaktadır!
muzik için pukhsinitha :
dingin, eğlenceli genelde etnik yada muazzam vokaller ön planda...liseli tenekeden rockçılar ve muadili enteresan denemeler mide bulantısı ve bol miktarda içelim belki o zaman güzelleşir temalı etkinliklerde işe yarayabilir!
arkadaş seçiminde pukhsinitha:
herhangi bir kayırmacılığı olmamakla birlikte; bol makyaj yapıp pullu straz taşlı bir gardroba sahip ekseriyetle sarışın, zamanın yüzde doksanını seks, erkek arkadaşı, bundan önceki erkek arkadaşı, vay ne içtik aman yanındaki delüğanlı ne kadar hesap ödemiş o gittikleri dejenere fekat marka mekanda konulu demeçlerde bulunarak geçiren hanımlar ve aynı tarzın karşı cinsi beylerden "kaçç kaaaaççç kaaaççç göçmen bürosu memuru!" edasına sahibim nacizhane ....
çok televizyon izlerim...ciddi anlamda ben televizyon izlerim arkadaş! takip ettiğim dizi var mıdır? henüz düşünme aşamasındayım ama yayındaki tüm diziler, kadın programları, evlilik programları herbiriciğini bilir, anlar, vakit ayırır, karakterleri özümser ve hayatıma katarım!
çok topuklu ayakkabı alır ama hiçbirini giymem...hep gaydırıguppak birşeyler bulur sonra vazgeçer en pespaye kılığımla gönüllere taht kurarım...
çok çok çok ama bildiğiniz gibi değil çok konuşur, çok gülerim...nadiren ağlar, kavga etmem...sinirlendiğim zaman ilginç bir şekilde dünyanın en anlayışlı en empatik en aklı başında insanı olurum!
çöp kamyonlarının peşine takılır, en public area bir vakitte birdirbir oynayabilirim!
justin bieber ergenliğe girince o ses nolcak acaba diye düşünmeden edemez, kabuslar görürüm!
ve son olarak tuvalete girmekten; ağlamaklı ve histerik orta yaş krizinde kadının terk edilme korkusuna eş değer duygulardan ötürü nefret ederim! çünkü her nasılsa yılın 300 gününde ciddi boyutlarda kabızım. (yazıyla nokta)
Pages
31 Ocak 2011 Pazartesi
13 Ocak 2011 Perşembe
♣ otelsel yaşam formları
♣ bugüne kadar kaldığım tüm oteller hakkında birşeyler yazmak istiyordum. epey de bir fotoğraf arşivi yaptım buna dair fekat ve ancak baktım ki toparlayacak gibi değilim... ya fotoğraflar küçücük kalacak böylelikle çevir çevir oku kıvamında 8457397583756 kelamlık bir post olmasını engelleyeceğim ya da sadece fotoğraflarla yine epey uzunca bir post olacak -ki uzun uzun konuşmak ya da fotoğraf basmak hiç haz ettiğim bir durum değil- diye vazgeçtim...bu konuya nereden geldim? şirket hemen hemen kaldığımız otellerin hepsini değiştirmiş...hal böyle olunca benim evim bellediğim sevgili seul'umün lotte'sine elveda demiş olduk... üzücüklü oldum çünkü çok merkezi bir yerde adı üstünde myongdong- şehir merkezi demek korece muhitin adı da bu-daydı...şimdi ki pek kuş uçmaz kervan geçmez bir yerlerdeymiş...birkaç güne işe başlayacağım için görünce anlatırım nerelerdeymiş... fotoğraftaki oda en sevdiklerimden...genelde standart odalarda kalırken, bazı bazı gerek otelde yer kalmamasından gerekse otelin "yazık kııııı bunnarda hergün burdalar arada bir kıyak geçelimsek ya bunlara laaaa!" diye düşünmesinden olacak bu luxury odalarda da ikamet etmişliğim olmuştur...ahhh ulannn ne varıdıı 27nci katta yaşasaydım hep!
♣ otel derken fark ettim ki mumbai ve delhi'de ikamet ettiğimiz le meridien odalarını pek iplememiş arkadaş sadece lobiye çalışmış...delhideki sankim böyle orası delhi değilmiş de başka bir yerim laaaaaann ben dercesine ee tabi alanı da geniş, odadan çıkıp koridorlardan aşağı sarkıtınca gördüğün -ki asma kat imajı verilmiş;sadece oda kapısının önünde dururken bile oteldeki tüm odalara kim girip çıkıyor görebileceğin şekilde;- lobi kırmızı beyaz siyah ve temiz ^^
her iki otelde de odalar tırtken -ama bak mumbai'nin hakkını yemeyim... tam pukhsinitha styla... böyle ahşap, hani amerikalılar yerli topraklarını keşfetmişler de; orda arazi beyi falan olmuşlar, böyle tarlanın ortasında evleri var, hep beyaz beyaz giyinmişler de böyle cibinlikli beyaz yataklarda yatıyorlar yaaa hah işte tam o zamanı anımsatan odalarıyla kalbimi fethettiğini tabiykiiğğğ de belirteyim-lobiler şıklıktan yer yer popart'tan ölmüş mesela! fotoğraftaki mumbai'nin lobisi....hayat uyumaktan ve otelden dışarıya sadece yemek ve sigara bulmak için çıkmak zorunda olmaktan ibaretken kimi zamanlar; elbette işim gücüm yatak, döşek, yok ne bileyim varak ayna, vay kakmalı trabzan...ne yapayım arkadaş benim kaderimde de heryere gitmek ama hiçbir yeri görememek var imiş...
♣ eeeee tabi fittiri fittiri gezmekten tadını çıkaramadığım odalar da yok değil hayatımda....örneğin hongkong'da kaldığımız panorama otel! umarım orası değişmemiştir...tamam gezentilik yerlerine gitmek için pek yürümeli etmeli ama manzarası süperdi...hakkını yemeyim...Y.nin deyimiyle çok bakınaklı oteldi yahu! gerçi onun da kahvaltısı tırttı...eskiden evlerde uzun 8kişilik masalar oluırdu yaaa...gerçi babanemlerde hala var...neyse onun kadar bir masaya açık büfe denmesi lotte'nin muhteşem kahvaltısından sonra çok yavan gelmişti ama sonraki iş vesilesiyle gidilen otel deneyimlemelerimde fark ettim ki kahvaltının allahı LOTTE'ymiş!
♣ birde caaaaaanım ankaram'ın caaaanım crown plazası var kiiii......her seferinde ulan bizim şirket rixos'ta kalmıyor muydu? geliyoruz gidiyoruz hep crown plaza'da kalıyoruz ulan bu rixos'ta kim kalıyor acep? muhabbetini her defasında yaptırsa da...sırf ankamall'e 2 sn mesafede olması nedeniyle iş arkadaşlarımca sevilsede pukhsinitha tarafından pek haz edilmiyor! malum eş dost eşrafı tunalı hilmi çevresine konuşlandığından rixos da tunus'da olduğundan...eahhhh sıkıldım otel anlatmaktan...ama 2010'a damgası vuran otellerimiz bunlar efenim! tatil vesilesiynen gidilen otellerin odalarında klozet var mıydı onu bile hatırlamam! sadece S. le gittiğimiz oteli hiçbir zaman unutmayacağız! ama 2010 pukhsinitha best hotel award gooooooooooooessssssssssss toooooo Lotteeee....ah o popiş ısıtmalı yıkamalı TOTO marka klozet kapakların! ah o noodle tezgahının başındaki aşçı Jeong! ahh o günaydın demeyi öğrenen şapşal mihmandarlar....
Seni çok özleyeceğim Lotte yawrummmm evladııımmmmm! üviyeeeee
Sende beni özle Laaaaaaaann!
♣ otel derken fark ettim ki mumbai ve delhi'de ikamet ettiğimiz le meridien odalarını pek iplememiş arkadaş sadece lobiye çalışmış...delhideki sankim böyle orası delhi değilmiş de başka bir yerim laaaaaann ben dercesine ee tabi alanı da geniş, odadan çıkıp koridorlardan aşağı sarkıtınca gördüğün -ki asma kat imajı verilmiş;sadece oda kapısının önünde dururken bile oteldeki tüm odalara kim girip çıkıyor görebileceğin şekilde;- lobi kırmızı beyaz siyah ve temiz ^^
her iki otelde de odalar tırtken -ama bak mumbai'nin hakkını yemeyim... tam pukhsinitha styla... böyle ahşap, hani amerikalılar yerli topraklarını keşfetmişler de; orda arazi beyi falan olmuşlar, böyle tarlanın ortasında evleri var, hep beyaz beyaz giyinmişler de böyle cibinlikli beyaz yataklarda yatıyorlar yaaa hah işte tam o zamanı anımsatan odalarıyla kalbimi fethettiğini tabiykiiğğğ de belirteyim-lobiler şıklıktan yer yer popart'tan ölmüş mesela! fotoğraftaki mumbai'nin lobisi....hayat uyumaktan ve otelden dışarıya sadece yemek ve sigara bulmak için çıkmak zorunda olmaktan ibaretken kimi zamanlar; elbette işim gücüm yatak, döşek, yok ne bileyim varak ayna, vay kakmalı trabzan...ne yapayım arkadaş benim kaderimde de heryere gitmek ama hiçbir yeri görememek var imiş...
♣ eeeee tabi fittiri fittiri gezmekten tadını çıkaramadığım odalar da yok değil hayatımda....örneğin hongkong'da kaldığımız panorama otel! umarım orası değişmemiştir...tamam gezentilik yerlerine gitmek için pek yürümeli etmeli ama manzarası süperdi...hakkını yemeyim...Y.nin deyimiyle çok bakınaklı oteldi yahu! gerçi onun da kahvaltısı tırttı...eskiden evlerde uzun 8kişilik masalar oluırdu yaaa...gerçi babanemlerde hala var...neyse onun kadar bir masaya açık büfe denmesi lotte'nin muhteşem kahvaltısından sonra çok yavan gelmişti ama sonraki iş vesilesiyle gidilen otel deneyimlemelerimde fark ettim ki kahvaltının allahı LOTTE'ymiş!
♣ birde caaaaaanım ankaram'ın caaaanım crown plazası var kiiii......her seferinde ulan bizim şirket rixos'ta kalmıyor muydu? geliyoruz gidiyoruz hep crown plaza'da kalıyoruz ulan bu rixos'ta kim kalıyor acep? muhabbetini her defasında yaptırsa da...sırf ankamall'e 2 sn mesafede olması nedeniyle iş arkadaşlarımca sevilsede pukhsinitha tarafından pek haz edilmiyor! malum eş dost eşrafı tunalı hilmi çevresine konuşlandığından rixos da tunus'da olduğundan...eahhhh sıkıldım otel anlatmaktan...ama 2010'a damgası vuran otellerimiz bunlar efenim! tatil vesilesiynen gidilen otellerin odalarında klozet var mıydı onu bile hatırlamam! sadece S. le gittiğimiz oteli hiçbir zaman unutmayacağız! ama 2010 pukhsinitha best hotel award gooooooooooooessssssssssss toooooo Lotteeee....ah o popiş ısıtmalı yıkamalı TOTO marka klozet kapakların! ah o noodle tezgahının başındaki aşçı Jeong! ahh o günaydın demeyi öğrenen şapşal mihmandarlar....
Seni çok özleyeceğim Lotte yawrummmm evladııımmmmm! üviyeeeee
Sende beni özle Laaaaaaaann!
7 Ocak 2011 Cuma
♣ bir garip haller vol.I epi.I
anam ben niye yokum ortalarda diye düşündüm ettim az toparlandım ahandaaaa burdayım!
malum yıl devirdik fena da etmedik... gaydırıguppak yenilikler yaptım ve buna ben bile şaşırdım!
örneğin sigarayı bıraktım! E.'nin facebook yorumlarından şu durumumla dünya barışının ne kadar doğru orantılı olduğu bilgisine varılabilir...
birtakım hıfzı sıhha durumları vesilesiynen hayatımda ilk defa narkozla tanıştım... o kadar korkuttular ettiler ...bi cacık olduğu olduğu yok...ayılırken kurduğum "çok çişim var acilen tuvalete gitmem lazım" cümlesi hala bir alay konusudur aile semalarında... keza haftada bir kez çıkabildiğim tuvalet dost meclisine meze olur genel olarak ama narkozdan uyanırken verdiğim şu tepkiyle; 25 yıldır zıçamayan bünyemin beklediği ilhamı sonunda aldığı yönündeki tiiiiiiiiye alınmalarım uzunca bir süre gündemdeki yerini koruyacak gibi!
bu vesileynen kitap mitap okumak, sinemaya minemaya gitmek gibi sosyalleşme eylemlerime ara verip bir coach potato edasıynan serildiğim koltukta gerek fatmagül'ün yengesi mukoynan olan kankalığım, gerek why so serious mode on mete ve tekelinde tüm diziden tiksintim, efenime söyliyeyim çarşamba günü hangisini tutturursak savaşlarımızı kazanamayan sülüman ve azılı düşmanı adını bilmediğim, bir açık arttırma sahnesiyle kusturuklu kıvama gelen aile ve dizisi ile televizyon kültürüm level atladı! hayatım dizi diye yarışma yapıyorlarmış. bence ben katılırım! kazanırım da!
yıllık iznimin 11 gününü böyle heba ettim işte! yılbaşında pukhsinithagiller albümümüzle bütün müzik marketlerde yerimizi almayı planlıyorduk fekat teyzegillerden gelen rövaşataynan aman her moku da herkes bilmesin bu bizim hazinemiz olsun! aile sırrı ve yadigarı halinde anadan kıza, oğula, geline, meline geçsin dedik! durdurduk basımını!
birde şu vişneli tatlı vardı ya! hem adına hem tarifine kavuştum! çok sevgili aşçı arkadaşım M.ye'de buradan teşekkürü bir borç bilirim... tarifi de aynı benim dediğim gibi... bir pukhsinitha kolay olunmuyor elbette... ah vişneli strudel... neler ettin bana...
bir de ocak sonunda bir süpriz bir gezentilik planım var fekat dillendirmiyorum ki sorun çıkmasın! gideyim geleyim anlatırım!
malum yıl devirdik fena da etmedik... gaydırıguppak yenilikler yaptım ve buna ben bile şaşırdım!
örneğin sigarayı bıraktım! E.'nin facebook yorumlarından şu durumumla dünya barışının ne kadar doğru orantılı olduğu bilgisine varılabilir...
birtakım hıfzı sıhha durumları vesilesiynen hayatımda ilk defa narkozla tanıştım... o kadar korkuttular ettiler ...bi cacık olduğu olduğu yok...ayılırken kurduğum "çok çişim var acilen tuvalete gitmem lazım" cümlesi hala bir alay konusudur aile semalarında... keza haftada bir kez çıkabildiğim tuvalet dost meclisine meze olur genel olarak ama narkozdan uyanırken verdiğim şu tepkiyle; 25 yıldır zıçamayan bünyemin beklediği ilhamı sonunda aldığı yönündeki tiiiiiiiiye alınmalarım uzunca bir süre gündemdeki yerini koruyacak gibi!
bu vesileynen kitap mitap okumak, sinemaya minemaya gitmek gibi sosyalleşme eylemlerime ara verip bir coach potato edasıynan serildiğim koltukta gerek fatmagül'ün yengesi mukoynan olan kankalığım, gerek why so serious mode on mete ve tekelinde tüm diziden tiksintim, efenime söyliyeyim çarşamba günü hangisini tutturursak savaşlarımızı kazanamayan sülüman ve azılı düşmanı adını bilmediğim, bir açık arttırma sahnesiyle kusturuklu kıvama gelen aile ve dizisi ile televizyon kültürüm level atladı! hayatım dizi diye yarışma yapıyorlarmış. bence ben katılırım! kazanırım da!
yıllık iznimin 11 gününü böyle heba ettim işte! yılbaşında pukhsinithagiller albümümüzle bütün müzik marketlerde yerimizi almayı planlıyorduk fekat teyzegillerden gelen rövaşataynan aman her moku da herkes bilmesin bu bizim hazinemiz olsun! aile sırrı ve yadigarı halinde anadan kıza, oğula, geline, meline geçsin dedik! durdurduk basımını!
birde şu vişneli tatlı vardı ya! hem adına hem tarifine kavuştum! çok sevgili aşçı arkadaşım M.ye'de buradan teşekkürü bir borç bilirim... tarifi de aynı benim dediğim gibi... bir pukhsinitha kolay olunmuyor elbette... ah vişneli strudel... neler ettin bana...
bir de ocak sonunda bir süpriz bir gezentilik planım var fekat dillendirmiyorum ki sorun çıkmasın! gideyim geleyim anlatırım!
29 Aralık 2010 Çarşamba
♣ metrobüs güncesi
toplu taşıma araçlarına binmek yegane mutluluk kaynağım olmuştur zaman içinde...bu; pukhsinitha külliyatında her normal insan gibi gün ışığında uyanılmış ve bir araç kullanılmak için temkinli davranılması gereken saatler hududuna geçilmemiş manasına gelmektedir.
geçtiğimiz günlerde banliyö trenini kullanmıştım örneğin... hayatımda ilk defa...küçükçekmece istikametinden bakırköy istikametine uyuşuk bir ağız, yerine pamuk doldurulmuş artık olmayan bir azı dişi, sıcaktan pelte olmuş insan vücutları ve banliyö trenine binmenin verdiği marşmelov yiyen çocuk sırıtışım ilen pek mutluydum...
eskiden-temiz hava sahası adlı olaydan çooooookkkk çoookkkk önce- sırf spor olsun diye vapura binerdim. o zamanlar dünya üzerinde yaşanmış yegane cennetlerdi benim için taa ki şu melun yasanın çıkmasına kadar...
gelgelelim metrobüs benim için über süper olduğu kadar manasız bir araç idi...daha önce bir kere daha binmiştim fekat o zaman gişelerin en başında bir adam duruyordu ona bir miktar para vererek akbilini bizim yerimize diditlemesini sağlıyor ve hangi tarafta beklememiz gerektiği karmaşasını atlattıktan sonra martı gibi süzülerek hareket ettiğini düşündüğüm büyücek otobüslere biniyorduk...
ben ne bileyim yeni birşeyler olduğunu...yaaağğmurrrr fırtıııııına ve 66.2 kglık bünyemin savrulmamsı adına verdiğim uğraşlarla indim merdivenleri... sağa baktım sola baktım... adam yok! dünya başıma yıkıldı sandım...aklımı başıma devşirip durum değerlendirmesi yapmam ne kadar vaktimi aldı bilemiyorum bir güvenlik görevlisinin silüetiyle dünyam eski aydınlığına geri döndü...
obey the rules edasıyla görevlinin verdiği direktifleri merdivenlerden yukarı çıkıp sağa döndüğümde gördüğüm gişeyi kadar harfiyen uyguladım.fakar o da ne? fiyat çizelgesi! hay lahanalar aşkına...ne bileyim ben 1-3 durak mı? 5-7 durak mı yoksa 2-42 durak mı gideceğim...
"ben mecidiyeköy'e gidecektim ama kaç duraklık bilet almalıyım?"-"42 duraklık almanız gerekiyor"-"bu para yeter mi?" -"evet efendim!"
yuuuuuuuhhhhhhhhhh! 42 durak mı gidecektim? o kadar var mıydı yahu o yol! metro durakları baz alınırsa 45 dakika falan sürekti. olsundu..
saymadım durakları ama ayakta ve konserve sardalya edasıynan epey bir gittim...liseli ve üniversiteli pek çok ergen ulaşımsallaşmak adına metrobüsü tercih ediyordu... her nasılsa hepsininde parmak ve tırnakları ilgi alanıma girdi tüm yol boyunca...yeni nesil çok fena... diziler ve gündem beyin hücrelerinin büyük bir kısmını harap ve bitap düşürmüş... hayatlarının aşkını metrobüste yada bir köşe başında bulacakları düşüncesi körpecik beyinlerine kök salmış ki uzun bakışmalar,kesişmeler ardından bir samimi olmalar...o hepsindeki yenmiş ve cücük boyutuna indirgenmiş tırnaklarla imkansız bence de... o kadarına yorum yapmak bana düşmez heralde...
ama tevekelli değil müge anlı'ya çıkınca inanmadığımız ve bu kadarı da pes dediğimiz herşeyin ne kadar da gerçek olması... o metrobüsten indikten sonra, o koca götlü magandanın, soğuğa rağmen açtığı kıllı ergen göğsüyle arkandan inmeyeceği ve bir köşe başında sen aşkı beklerken sırf spor olsun diye seni kıyma yapma girişiminde bulunmayacağı ne malum...
tüm bu evreşe yolları dar senaryolarımnan attım kendimi cevahir alışveriş merkezine...bu da ikinci kez gelişimdi bu yere... ilki yine ilk metrobüse bindiğim zamana tekabül ediyordu... demek ki neymiş... metrobüs sadece cevahir'e götürüyormuş beni!
vizyonda olan ve yeni giren film öbeğinin içinden the tourist'i popüler cevap olarak seçtim... ne kadar kötü olabilirdi ki? bugüne kadar gia dışında hiçbir filmini izlememiş olduğum ve perdede görmek çok garip bir his veren sayın baaaayan jolie bir mana ifade etmese bile johnnyciğimi görürdüm...
filmin başlama vaktine kadar yapılacak ilk akıla gelen şeyi yaptım girdim bir kitapçıya bu ayki ikinci aylık kitap alışverişimi sadece vakit geçirmek amaçlı aldığım piç güveysinden hallice ile sonlandırıp bir kahveciye gidip çay içerek okumaya başladım...
filme girdim... reklamlarrrrrrrr reklaammlarrrrrrrrr reklamlaaaaaarr... hiç bitmeyecek sandım... popülasyonu 10 olan salona girdiğimde farkettim ki benimle beraber 9 kişi H sırasından seçmiş yerlerini...bomboş salondaki tek sıkışık sırada pardonlarla ilerledim yerime... "tebrik ederim hepimizi" diyerek H sırası rezidanterlerini gülümsettim...kimsede kalkıp bi arkaya bi öne ne bileyim başka bi yere geçeyim demedi vallahi... kardeş kardeş oturduk...fekat izleyemedik.... filmin başladığını fransızca dialoglardan anladık fekat görüntü yok! belki çekimdendir dedik... 15 dakika geçince makinistttttt hiişşşşşşş hoooooooopppp larla olacak gibi değil bir cengaver çıkıp aramızdan makinisti buldu... film kaldığı yerden görüntülü olarak devam etti ama ışıklar açık millet ahhlanıp uhhlanıyor.... tutunamadık filme... başka bir cengaver de başa sarılmasını sağlamak için kalktı ve korkulan başımıza geldi...salon karardığında reklamların ortasından itibaren film başladı.....reklamlaaaaaaaaaaaaarrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.....reklamlaaaaaaaaarrrrrrrrrrrrrrrr....
çıkarken mırıldandığım şu cümle tüm filmi özetler zannımca: "hay kafama ediyim... bokumu çıkmıştı av mevsiminin ne diye gitmezsin hadi onu bırak çakal'a git...turistmiş.... peahhhhhhhhhhh"
geçtiğimiz günlerde banliyö trenini kullanmıştım örneğin... hayatımda ilk defa...küçükçekmece istikametinden bakırköy istikametine uyuşuk bir ağız, yerine pamuk doldurulmuş artık olmayan bir azı dişi, sıcaktan pelte olmuş insan vücutları ve banliyö trenine binmenin verdiği marşmelov yiyen çocuk sırıtışım ilen pek mutluydum...
eskiden-temiz hava sahası adlı olaydan çooooookkkk çoookkkk önce- sırf spor olsun diye vapura binerdim. o zamanlar dünya üzerinde yaşanmış yegane cennetlerdi benim için taa ki şu melun yasanın çıkmasına kadar...
gelgelelim metrobüs benim için über süper olduğu kadar manasız bir araç idi...daha önce bir kere daha binmiştim fekat o zaman gişelerin en başında bir adam duruyordu ona bir miktar para vererek akbilini bizim yerimize diditlemesini sağlıyor ve hangi tarafta beklememiz gerektiği karmaşasını atlattıktan sonra martı gibi süzülerek hareket ettiğini düşündüğüm büyücek otobüslere biniyorduk...
ben ne bileyim yeni birşeyler olduğunu...yaaağğmurrrr fırtıııııına ve 66.2 kglık bünyemin savrulmamsı adına verdiğim uğraşlarla indim merdivenleri... sağa baktım sola baktım... adam yok! dünya başıma yıkıldı sandım...aklımı başıma devşirip durum değerlendirmesi yapmam ne kadar vaktimi aldı bilemiyorum bir güvenlik görevlisinin silüetiyle dünyam eski aydınlığına geri döndü...
obey the rules edasıyla görevlinin verdiği direktifleri merdivenlerden yukarı çıkıp sağa döndüğümde gördüğüm gişeyi kadar harfiyen uyguladım.fakar o da ne? fiyat çizelgesi! hay lahanalar aşkına...ne bileyim ben 1-3 durak mı? 5-7 durak mı yoksa 2-42 durak mı gideceğim...
"ben mecidiyeköy'e gidecektim ama kaç duraklık bilet almalıyım?"-"42 duraklık almanız gerekiyor"-"bu para yeter mi?" -"evet efendim!"
yuuuuuuuhhhhhhhhhh! 42 durak mı gidecektim? o kadar var mıydı yahu o yol! metro durakları baz alınırsa 45 dakika falan sürekti. olsundu..
saymadım durakları ama ayakta ve konserve sardalya edasıynan epey bir gittim...liseli ve üniversiteli pek çok ergen ulaşımsallaşmak adına metrobüsü tercih ediyordu... her nasılsa hepsininde parmak ve tırnakları ilgi alanıma girdi tüm yol boyunca...yeni nesil çok fena... diziler ve gündem beyin hücrelerinin büyük bir kısmını harap ve bitap düşürmüş... hayatlarının aşkını metrobüste yada bir köşe başında bulacakları düşüncesi körpecik beyinlerine kök salmış ki uzun bakışmalar,kesişmeler ardından bir samimi olmalar...o hepsindeki yenmiş ve cücük boyutuna indirgenmiş tırnaklarla imkansız bence de... o kadarına yorum yapmak bana düşmez heralde...
ama tevekelli değil müge anlı'ya çıkınca inanmadığımız ve bu kadarı da pes dediğimiz herşeyin ne kadar da gerçek olması... o metrobüsten indikten sonra, o koca götlü magandanın, soğuğa rağmen açtığı kıllı ergen göğsüyle arkandan inmeyeceği ve bir köşe başında sen aşkı beklerken sırf spor olsun diye seni kıyma yapma girişiminde bulunmayacağı ne malum...
tüm bu evreşe yolları dar senaryolarımnan attım kendimi cevahir alışveriş merkezine...bu da ikinci kez gelişimdi bu yere... ilki yine ilk metrobüse bindiğim zamana tekabül ediyordu... demek ki neymiş... metrobüs sadece cevahir'e götürüyormuş beni!
vizyonda olan ve yeni giren film öbeğinin içinden the tourist'i popüler cevap olarak seçtim... ne kadar kötü olabilirdi ki? bugüne kadar gia dışında hiçbir filmini izlememiş olduğum ve perdede görmek çok garip bir his veren sayın baaaayan jolie bir mana ifade etmese bile johnnyciğimi görürdüm...
filmin başlama vaktine kadar yapılacak ilk akıla gelen şeyi yaptım girdim bir kitapçıya bu ayki ikinci aylık kitap alışverişimi sadece vakit geçirmek amaçlı aldığım piç güveysinden hallice ile sonlandırıp bir kahveciye gidip çay içerek okumaya başladım...
filme girdim... reklamlarrrrrrrr reklaammlarrrrrrrrr reklamlaaaaaarr... hiç bitmeyecek sandım... popülasyonu 10 olan salona girdiğimde farkettim ki benimle beraber 9 kişi H sırasından seçmiş yerlerini...bomboş salondaki tek sıkışık sırada pardonlarla ilerledim yerime... "tebrik ederim hepimizi" diyerek H sırası rezidanterlerini gülümsettim...kimsede kalkıp bi arkaya bi öne ne bileyim başka bi yere geçeyim demedi vallahi... kardeş kardeş oturduk...fekat izleyemedik.... filmin başladığını fransızca dialoglardan anladık fekat görüntü yok! belki çekimdendir dedik... 15 dakika geçince makinistttttt hiişşşşşşş hoooooooopppp larla olacak gibi değil bir cengaver çıkıp aramızdan makinisti buldu... film kaldığı yerden görüntülü olarak devam etti ama ışıklar açık millet ahhlanıp uhhlanıyor.... tutunamadık filme... başka bir cengaver de başa sarılmasını sağlamak için kalktı ve korkulan başımıza geldi...salon karardığında reklamların ortasından itibaren film başladı.....reklamlaaaaaaaaaaaaarrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.....reklamlaaaaaaaaarrrrrrrrrrrrrrrr....
çıkarken mırıldandığım şu cümle tüm filmi özetler zannımca: "hay kafama ediyim... bokumu çıkmıştı av mevsiminin ne diye gitmezsin hadi onu bırak çakal'a git...turistmiş.... peahhhhhhhhhhh"
27 Aralık 2010 Pazartesi
26 Aralık 2010 Pazar
♣ doğum günüsü şeysi ^_______^
efenimmmm; doğum günüm vesilesiyle bir parti vereyim bir birşeyler yapayım styla bir hatun olamadım zaman içinde! hani hep son dakika golleriyle tavan yapan bir bünyem ve plansızlıklar üzerine kurulu bir stilim var...
gayet net; doğum günüm değilmiş gibi yapıp bir arkadaşımla karanfilli tarçınlı çay arayışına çıkacaktım istanbul varyetesinde fekat hiiiiiiiiiççççççç kaba etlerimi oynatasım olmadığından "yarın mı yapsak ki?"lerle geçiştirip evin yolunu tutmuş idim kiiiii; Y. aradı...geçen yıl da aynı şeyi yapmıştık. tüm gün kuaförde vakit öldürüp akşam yemeği yeyip evlere dağılmaca...
bu yıl tam olarak öyle olmadı...Y.nin nişantaşı dolaylarına taşınması vesilesiyle akşam yemeğimizi oralarda yiyelim içelim dedik...dedim joke college olacaktı orlarda bir yerlerde! hadi bir güzellik yapalım da orada doyalım! fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere joke college bir konsept değişikliğiynen limonata olmuş ben tabi cemiyet haberlerine uzak bir karakter olduğumdan bu değişikliği ; danışmadaki arkadaşa "gardaş bu yukarda cok kalıç varıdı, duriyir mi halaaa?" soruma "hımmm izzet beylerin yeri yalnız orası limonata oldu hanfendi"-nişantaşı sosyete styla- cevabıynan fark etmiş oldum...
izzetciğim eline aldığı her işi pek bir iyi becerebilen bir şahsiyet olduğundan gözümde yine çapa marka bir mekanda gönlümü fethetti hayta...
fiyatlar üzerine yorum yapamiyciiğğmmm çünkü doğumgünü çocuğusuydum yaa pek göremedim hesabı! fekat karnım doymadı arkadaş!
dışarlarda tavuk yemekten haz etmem...makarna,salata ve et tercih ederim...hafta içinde bu kotaları doldurduğumdan canım bunları tüketmek istemedi her nedense ,bu haftaki balık istikakı ne alemdedir diye söyledim bir levrek ama o da dişimin kovuğunu doldurmadı.
gün içerisinde aldığım kutlama telefonları manasız uzun radyasyon maruziyetimi arttırdı...
facebook üzerinden kutlamalar ise bol bol gülümsetti...ilginç bir şekilde uzunca süredir merabalaşmadığım hatta listemde varlığını bile unuttuğum insanların "burda da bir kızçecik varmış...amanda doğmuş da büyümüş!" deyip en azından ellerine zahmet iki kelamı tıkır tıkır ettirmeleri hoşuma gitti...çok çok ilginç isimler vardı uzayıp giden kutlama listesinde...
hani yalan değil ben hep kenarda höşönkörönün de doğum günüymüş diye görüp hımmm beklemiyodur bile benim kutlamamı...hatırlıo mudur ki acaba beni? falanlarla ya unuturum ya hiç kutlamam...onlar üşenmemiş ve kutlamışlar yaa ...eahhhh..... güzel işte!
neyse;
dekor güzel olunca benim muhabbetimde güzel oluyor biliyonuz mu? bikbikbik şakıdım tüm gece... salı günü olmasına rağmen o kadar kalabalıktı ki! londra sosyetesi tatilde üşenmemiş gelmiş...
akabinde ben ve nikotin aşkıma yenik düşüp şaraplarımızı terasta nikotin ve duman eşliğinde taçlandıralım istedik...anam aralık ayında mıyız haziran gecesi mi belli değil..az biraz esti tittretti teras ama genelinde iyiydi...
biraz geciktirdik saatleri ki mekanların yaş ortalaması 30 lara yaklaşsın, kalktık reasürans pasajında devam ettik muhabbetimize...derkeeeeennnnn saatler gece yarısını geçti ve saltanatım sona erdi...
ama diyorum ya izzetciğim eline sağlık beğendim yani ...aferin leynn iyi iş çıkarmışın!
22 Aralık 2010 Çarşamba
♣ bu sabah erken uyandım.
20 aralık 2010
gözlerimi açtığımda henüz uyanmaya değer bir saat olmadığını fark ettim keza saatimi 14:00 e kurmuştum ki duşumu alayım, valizimi vs hazırlayayım ...malum mumbai güzergahlı bir hareket planım var idi...
hiç canım istemedi ne yemek yiyeyim ne banyoya gireyim...zoraki taradım saçlarımı...yalandan hazırladım valizimi...öyle ki nakit para bile almadım yanıma...döviz desen hak getire...makyajımı üstün körü birkaç bir şey sürüştürerek tamamladım...
her seferinde yüzüne baktım annemin..."hava ne güzel hadi ek! gitme ve bir şeyler yapalım" der belki diye...anne yaa hemen okudu içimi! "git duşa gir o zaman hazır hissedersin" dedi...nitekim girdim duşa ...taksiyi çağırdım...
didbydid clutchıma uzun uzun baktım...sanki mumbai'ye benimle gelmek ister gibiydi de hep aklımda odadan bile çıkmayıp karpuz gibi yatacağım ve bol bol okumalarda olacağım fikriyle güldüm geçtim...tam son hamleyle rimelimi sürerken bir telefon...
mumbai seferi epey tehir aldı. ne zaman kalkacağı bilinmiyor. biz size haber vereceğiz gelmeyin lütfen diye...keşke başka birşey dileseydim diye hiç üzerimi çıkarmadan beklemeye koyuldum. bir yandan da hüpletiyorum tabi aşure günü vesilesiyle gelen 654646741 aşureden birini... 20 dakika geçti geçmedi 17:50 de alanda olmalısınız diye arandım...tekrar taksi çağırdım...gittim...
ha geldi gidiyoruzlarla 00.00 a kadar bekledim ve geri döndüm eve...annem şaşkın...anlam veremiyor... açıklamalar açıklamalar...
pek bir düşünceliyim bu aralar...manasız...
21 aralık 2010
bu yıl pek iyi bir kızçe olamadım! sigarayı bırakamadım! ehliyet denen mereti hala alamadım! kendime bir ev ya da araba da alamadım! birkaç kilo verdim birazını da geri aldım! spor yapıp iyi beslenip kendime iyi bakmadım! hatta makyajımı bile silmeden yattım! bolca alkol tükettim!
arada iyi şeylerde yaptım tabiiii...birkaç birşey okudum da adam olmaya çalıştım...birkaç kişiye iyilik ettim kimseye kötülüğüm dokunmadı her zaman ki gibi...birkaç aç doyurdum...babamı pek arayamadım ama olsun o beni çok aradı...seneye bende onu ararım ödeşmiş oluruz... bol bol gezdim...yedim..içtim...yeni yeni ciciler aldım kendime...sırf kendimi düşünmedim eşe dosta da aldım...hep düşünceli bir arkadaş,hoş sohbet bir insancık olabilmeyi başardım...işime gidip geldim...hiç yalandan hasta olmadım...kimseye kötü davranmadım ...bana kötü davrananların ardından lanet okumadım!...
şimdi geleyim sadede;
bak Santa! lütfen artık karşıma doğru düzgün birşeyler çıkar! ne olursa!
22 aralık 2010
bugün de çok erken uyandım...gittim altyazı dergisinin yüzüncü sayısını aldım! kasımda çıkardıkları sayı 3 ay boyunca kitap ve dergicilerde varlığını sürdürecek...girmişken dayanamadım maaşın yarısını kitaplara bıraktım geldim...
herşeyi yapmak için fazla yorgundum ama kırdım sanırım halkayı ki bugün popişimi kaldırıp sokağa adım atabildim...geçen cumartesi gittim yeniköy'e kıytırık bir lotus çiçeği çayı ki aslında kaynamış su içtim geldim....öncesinde cihangirde yaptığım leziz kahvaltıdan bahis bile etmiyorum... S. bu sözüm sana! lotus çiçeği çayı içmeden yaşayamıyorum anasını satiiim ^^
az önce annemle aşk yaşadık! bana da blog yap bende yazıcam dedi...hayırlara vesile...
yarın sabah yine erken kalkmayı planlıyorum...öyle ya 08.52 de annem beni doğuracak!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













